16 Ekim 2014 Perşembe

173 metre yüksekliğinde, 27 katlı ve 37.000 metrekarelik bu görkemli binanın içinde bir özel klinik vardır ve 6 katı Ambani'nin otomobil koleksiyonu için tahsis edilmiştir.Ambani ve ailesinin yaşadığı bu binada 600 kişi tam zamanlı olarak çalışmaktadır.

Mukesh Ambani (* 19 Nisan 1957, Aden) petrokimya firması Reliance Industries'nın yönetim kurulu başkanı, 2011 yılında 27 milyar dolar ile Asya'nın en zengin dünyanın 19. en zengin kişisidir. Ambani ve iki küçük kardeşi babaları Dhirubhai Ambani'nin kurduğu Reliance'ın yönetimini devralmıştır. Ambani evli ve üç çocuk sahibidir.
Ambani, Bombay Üniversitesinde kimya mühendisliği okudu ve daha sonra ABD'de Stanford Business School'da master yaptı. 1981'te Reliance'ta çalışmaya başladı ve babasının 2002'deki ölümünden sonra şirketin yönetim kurulu başkanlığını devraldı. 2007'den beri Forbes dergisinin Dünyanın en zenginleri listesinde yer almaktadır. 2010 yılında 29 milyar dolarlık tahmin edilen serveti ile 4. sıraya kadar yükseldi. Elinde bulunan hisse senetlerinin değerinin hızla yükselmesinden dolayı basında yer alan bazı haberlere göre 2007 yılında 63.2 milyar dolarlık serveti ile dünyanın en zengin kişisi idi.

Ambani 2010 yılının sonunda Mombay'da özel yaptırdığı ve "Antilia" adını verdiği eve taşındı. 173 metre yüksekliğinde, 27 katlı ve 37.000 metrekarelik bu görkemli binanın içinde bir özel klinik vardır ve 6 katı Ambani'nin otomobil koleksiyonu için tahsis edilmiştir.Ambani ve ailesinin yaşadığı bu binada 600 kişi tam zamanlı olarak çalışmaktadır.
Antilia

Mukesh Ambani


Şüphesiz, bir seri katil tarafından yazılan en hasta mektup

Şüphesiz, bir seri katil tarafından yazılan en hasta mektup, yamyam çocuk katili Albert Fish’in 1928 yılındaki on iki yaşındaki kurbanı Grace Budd’ın annesine 8 yıl sonra 1934 ‘te yazdığı mektuptur. Büyük şanstır ki Bayan Budd okuma yazma bilmiyordu ve böylelikle bu rezil mektubu okuman dehşetinden kurtulabilmişti. Bu mektubun aslı bu gün sanatçı Joe Coleman’ın koleksiyonundadır. Çok Sevgili Bayan Budd, 1894’te bir arkadaşım Steamer Tacoma gemisinde denizci olarak denize açılmıştı. San Francisko’dan Hong Kong’a gitmek üzere yola çıkmışlardı. Limana varınca iki arkadaşı ile karaya çıkmışlar ve çok içip sarhoş olmuşlar. Döndükleri zaman geminin limandan ayrıldığını görmüşler. Bu sırada orada kıtlık hüküm sürmekteymiş. Etin kilosu 2-6 dolar arasındaymış. Çok fakir olanlar arasında açlık sıkıntısı o kadar büyükmüş ki diğerlerinin açlıktan ölmesini önlemek amacıyla 12 yaşından küçük tüm çocuklar, et olarak pazarlanmaları için kasaplara satılıyorlarmış. Herhangi bir kasaba gidip pirzola, biftek, kuşbaşı isteyebilirmişsiniz. Çıplak bir çocuk vücudunun bir kısmı önünüze getirilir ve istediğiniz parçaları kestirebilirmişsiniz. Bir kızın veya oğlanın kalça kısmı, en lezzetli bölümmüş ve dana kotlet olarak satılan en pahalı etmiş. John orada çok uzun kalmış ve insan etine karşı bir düşkünlüğü oluşmuş. New York’a dönünce biri 7 diğeri 11 yaşında iki oğlan çocuğu çalmış. Onları evine götürüp soymuş ve bir dolaba kapamış. Sonra tüm giysilerini yakmış. Her gün etlerinin iyi ve yumuşak olması için onlara işkence yapıp dövmüş. Önce 11 yaşındaki oğlanı öldürmüş, çünkü onun poposu daha tombul ve tabi ki daha etliymiş. Kafası, kemikleri ve bağırsaklarından başka vücudunun her bir parçasını pişirip yemiş. Fırında pişirmiş (tüm popsunu), haşlamış, kızartmış ve kuşbaşı yapmış. Küçük oğlana da aynı şeyleri yapmış. Ben o zamanlar 409 Doğu 100. Sokak’taoturuyordum. Bana insan etinin çok lezzetli olduğunu o kadar sık söylemişti ki ben de tatmayı aklıma koydum. 3 Haziran 1928 Pazar günü sizin 406 Batı 15. Sokak’taki evinize geldim, peynir ve çilek getirdim. Öğlen yemeğini birlikte yedik. Grace, kucağıma oturdu ve beni öptü. Onu yemeyi aklıma koydum. Onu bir partiye götüreceğimi söyledim. Siz de evet gidebilir dediniz. Onu Westchester’da daha önce gözüme kestirdiğim boş bir eve götürdüm. Oraya vardığımızda ona dışarıda beklemesini söyledim. Kır çiçekleri toplamaya başladı. Yukarı çıktım ve tüm giysilerimi çıkardım. Çıkarmasaydım üzerlerine kanın bulaşacağını biliyordum. Her şey hazır olunca, pencereden onu çağırdım. O odaya girinceye kadar bir dolapta saklandım. Beni çıplak görünce ağlamaya başladı ve merdivenlerden inmeye çalıştı. Onu yakaladım ve o da bana annesine şikayet edeceğini söyledi. Önce onu tamamen soydum. Nasıl da tekmeledi, ısırdı ve tırnakladı. Boğazını sıkarak onu öldürdüm ve sonra da etlerini odama götürebilmek için ufak parçalara böldüm. Pişirdim ve yedim. Fırında pişen küçük poposu öylesine yumuşak ve tatlıydı ki. Tüm vücudunu yemem dokuz gün sürdü. Ona tecavüz etmedim, ama istesem bunu yapabilirdim. Bir bakire olarak öldü.

Örümcek çocuğun kulağında yuva yaptı.


ABD'de, kulağından rahatsız olan çocuğu muayene eden doktor, örümceğin yuva yaptığını belirledi. Oregon eyaletinde yaşayan Jesse Courtney adlı 9 yaşındaki çocuk, kulağından gelen hafif seslerin bir süre sonra ağrıya dönüşmesi üzerine annesi tarafından doktora götürüldü. Çocuğun kulaklarını inceleyen doktor, iki örümceğin sol kulakta yuva yaptığını teşhis etti. Dördüncü sınıf öğrencisi Jesse'in kulağından nohut büyüklüğündeki örümcekleri tazyikli suyla çıkaran doktor bunları çocuğa hatıra olarak verdi.


Parmak İzinin Kanıt Kabul Edildiği İlk Cinayet Davası

Amerika’da Parmak İzinin Kanıt Kabul Edildiği İlk
Cinayet Davası 
THOMAS JENNINGS
Tarih: 1910
Yer: Chicago, Illinois 
Olayın Önemi: Bu Olay Amerika’da Parmak İzini Kanıt Kabul Eden İlk Cinayet 
Davası Olarak tarihe geçti. Clarence Hiller, karısı ve dört çocuğuyla birlikte Chicago'da, Batı 104. 'Sokaktaki iki katli bir evde yaşıyordu. 19 Eylül 1910 sabahı erken saatte uyanan bayan Hiller, kızı Florence’in yatak odasının yakınında yanık duran gaz lambasının söndüğünü fark ederek kocasını uyandırdı ve adam derhal yataktan fırladı. Üst katın sahanlığında bir yabancıyla karşılaştı ve mücadele eden iki erkek merdivenden aşağıya yuvarlandı. Birkaç dakika sonra, Bayan Hiller iki el ateş edildiğini ve kocasının inleyerek yardım istediğini duydu. Aynı anda on kapı gürültüyle kapandı. Bay Hiller merdivenlerin altında cansız yatıyordu. Silah sesleri ve çığlıkları duymuş olan komsusu John C. Pickens koşarak geldi. Şans eseri oğlu Oliver biraz ilerde Floyd Beardsley adlı bir Polis Memuruyla konuşuyordu. İkisi de silah seslerini duyarak aceleyle geldiler. Katilin, elinde bir kibritle on dört yaşındaki Clarice ve ondan bir yaş küçük kız kardeşi Florence de bağıramayacak kadar korkmuştu. Birkaç dakika sonra ise ölümle sonuçlanan kavga başlamıştı. Florence'ın yatağının ayakucunda, bir miktar kum ve çakıl parçası bulundu. Bay Hiller'in cesedinin yanında bulunan kullanılmamış üç fişekle birlikte tüm ipuçları bunlardı. Ne var ki, henüz Beardsley bilmiyordu ama katil bu arada tümüyle farklı bir suçlamayla tutuklanmıştı. Hiller'lerin evinden yarım mil kadar uzakta görevde bulunmayan dört polis memuru, karanlığın içinde arkasına kuşkuyla bakarak koşan bir adam görmüşler ve durdurup ceplerini boşaltmasını istemişlerdi. Adam derhal 38'lik revolveri çıkarıp teslim etmiş ve isminin Thomas Jennings olduğunu söylemişti. Giysilerinde taze kan lekeleri vardı ve akşamüstü tramvaydan düşerek sol kolunu incittiğini iddia ediyordu. Bu öyküden etkilenmeyen memurlar Jennings'i karakola götürdüler ve bu arada Bay Hiller'in öldürüldüğü haberi geldi. Yaralı adamın hırsızlık sucundan yatmakta olduğu Joilet Eyalet Hapishanesi'nden bir ay  cıkmış olması bir numaralı zanlı haline gönce gelmesine neden olmuştu. Kuşkular daha da arttı. Cezaevinden çıkışından iki hafta sonra, şartlı tahliye kurallarına karşı gelerek sahte isimle bir tabanca satın almıştı. 38'lik tabanca incelenince içindeki fişeklerin Clarence Hiller'in yanında bulunanlarla eş  olduğu ortaya çıktı. Boyadaki izler En önemli ipucu cinayet yerinde ele geçti. Bay Hiller, katilin eve girmek için kullandığı, mutfağın arka Penceresini yakınındaki demir parmaklığı ölümünden birkaç saat önce boyamıştı ve taze boyanın üzerinde bir İnsanin sol eline ait dört, parmağın izi vardı.1905 yılını Sucotlandyard’dan Komiser Muavini John Ferrler, ST. Louis Uluslararası Polis Fuarı’na gelip, Sir 1905 Edward Henry’nin sınıflandırma sistemini övdüğünden beri Amerika’nın yasa koruyucu kurumları Parmak izi alma işlemine başlamışlardı. Gerçi 1910 yılında bile Bertillonage sisteminden vazgeçilmişti ama Chicago polisi yeni sistemi hevesle kabul etmişti. Polis Müdürlüğü Kimlik Saptama Bürosunun teknisyenleri parmaklıkları inceleyip izlerin fotoğraflarını çektirirler ve Jennigs’in parmak izleri ile karsılaştırınca eş oldukları ortaya çıktı. Açılan davada bu bürodan Villiam M.Evans’ın başkanlığında parmak izi uzmanlarından oluşan, 4 kişilik bir grup yalnızca Jennigs’in sol elinin parmaklıklar üzerine böyle bir iz bırakmış olacağını iddia ettiler. Bu ifadenin ardından Jennings, suçlu bulunup ölüme mahkum edildi. Derhal savunma avukatları parmak izi almanın henüz emekleme
aşamasındaki bir yöntem olduğunu, bilimsel olmadığını ve Illinois yasalarının bu kanıtları kabul etmediğini ileri sürdüler. Tüm ülkenin dikkati, IIlinois Yüksek Mahkemesi'nin vereceği karara çevrilmişti. 21 Aralık 1911 tarihinde, Yüksek Mahkeme tarihi oturumunda parmak izlerinin kanıt olarak kabul edileceğini bildirip deneyimli teknisyenlerinde bilirkişi olarak görev alacaklarını bildirirken aşağıdaki açıklamayı da yaptı: Fotoğrafçılık ilk başladığı zaman, resimlerin kanıt olarak kullanılıp kullanılmayacakları da gündeme gelmişti. Artik fotoğraflar kadar röntgen altında yapılan incelemeler de kusursuz kanıtlar olarak kabul ediliyor ifade veren dört tanığın sözleri kadar, bu konuda başvurduğumuz yazılar da parmak izinden kimlik saptamasının bilimsel bir temeli olduğunu kabul ediyor ve mahkemelerin bu kanıtları kabul etmeme yetkisi yok... Kişileri teşhis etmek için sesleri, görünümleri ve yaşları geçerli oluyorsa, niçin parmak izleriyle ilgili olarak kurallara uygun bir alınan ifadeler geçerli olmasın? jürinin kararını onaylayıp, idam cezasını değiştirmedi ve kısa bir sure sonra Jennings asildi. llinois eyaletinde görülen bu davadan sonra, parmak izi alma yöntemi Amerikanın her yerinde 1915 yılında, California'da buluşan bir grup parmak izi uzmanı, daha sonraları Uluslararası Kimlik Saptama birliği (International Association for Identification; kısaca IAI ) adını alacak olan dünyanın bu konudaki ilk profesyonel kurumunun temellerini attılar. Yeni gelişmelerin ve bilgilerin toplandığı bir merkez olan bu kurulusun dünyanın her tarafından binlerce üyesi bulunmaktadır.

İşte 380 Milyon Yıldır Çözülemeyen


Asırlardır örümceklerin yaptığı ağın kimyasındaki esrarı çözmeye çalışan bilim adamları, ilginç bulgulara ulaştı. Örümcek ağının Çapı 1 milimetrenin binde biri kadar. Asırlardır örümceklerin yaptığı ağın kimyasındaki esrarı çözmeye çalışan bilim adamları, ilginç bulgulara ulaştı. Çapı 1 milimetrenin binde birinden daha küçük olan örümcek ağının aynı kalınlıktaki çelik telden 5 kat daha sağlam olduğu ve kendi uzunluğunun 4 katı Bilim adamlarının endüstri ve teknolojide hayal bile edilemeyen gelişmelere imza atmak için mercek altına aldıkları örümcek ağının esrarı çözülemiyor. İpin sırrı çözülürse, bunun kurşun geçirmez yeleklerden iz bırakmayan ameliyat ipliklerine, çok hafif kablolardan motosiklet kasklarına kadar pek çok alanda kullanılması planlanıyor. 320 GRAMI DÜNYAYI SARIYOR Çapı bir milimetrenin binde birinden daha küçük olan örümcek ipliğinin aynı kalınlıktaki çelik telden 5 kat daha sağlam olduğu belirlenirken, ağın kendi uzunluğunun 4 katı esneyebildiği kaydedildi. Ayrıca son derece hafif olan örümcek ağlarının 320 gramı ile dünyanın çevresinin sarılabileceği kaydedildi. Örümceklerin 380 milyon yıldır ördükleri ipliklerin hammaddesinin saç, tırnak, tüy ve deri gibi birbirinden çok farklı maddelerin yapı taşı olan "keratin" adlı proteinden oluştuğunu belirleyen uzmanlar, esnekliği çok fazla olan örümcek ipliğini kopartmak için gereken enerjinin benzer biyolojik metaryalleri koparmak için gereken enerjiden 10 kat daha fazla olduğunu tespit etti.

Lut kavmi ve helak olan şehir

"Lut kavmi de uyarıları yalanladı. Biz de onların üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Yalnız Lut ailesini (bu azabtan ayrı tuttuk;) onları seher vakti kurtardık." (Kamer Suresi, 33-34) Hz. Lut'un kavmi, eşcinselliğin yaygın olduğu sapkın bir kavimdi. Hz. Lut, Allah'ın tebliğini getirdiğinde onu inkar ettiler, sapıklıklarına devam ettiler. Sonunda Allah Lut kavmini, korkunç bir felaketle helak etti. Hz. Lut'un yaşadığı şehrin Eski Ahit'te geçen ismi Sodom'dur. Arkeolojik çalışmalarda, şehrin, İsrail-Ürdün sınırı boyunca uzanan Tuz Gölünün (Ölü Deniz) yakınlarında olduğu anlaşılmaktadır. Bu kavmin Kuran'da yazılanlara uygun bir şekilde helak olduğu anlaşılmıştır. Allah Kuran'da şöyle buyurmuştur: "Lut (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı. Hani onlara kardeşleri Lut: "Sakınmaz mısınız?" demişti. "Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin. Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir. Siz insanlardan (cinsel arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz? Rabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz." Dediler ki: "Ey Lut, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (burdan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın." Dedi ki: "Gerçekten ben, sizin bu yaptığınıza öfke ile karşı olanlardanım." (Şuara Suresi, 160-168) Kendilerini doğru yola davetine karşılık kavmi Hz. Lut'u tehdit etti, doğru yolu göstermesinden dolayı öfkelendiler, onu sürgün etmek istediler. Bunun üzerine Hz. Lut, Allah'tan yardım istedi: "Dedi ki: "Rabbim, fesat çıkaran (bu) kavme karşı bana yardım et." (Ankebut Suresi, 30) "Rabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar." (Şuara Suresi, 169) Bunun üzerine Allah, iki melek gönderdi, Hz. Lut'u kurtarıp sabah vakti, Lut kavmini helak etti: "Andolsun onlar, onun konuklarından da murad almak için baskı yaptılar. Biz de onların gözlerini silip kör ettik. "İşte azabımı ve uyarmamı tadın." Andolsun onları bir sabah vakti erkenden, üzerlerinde kararını kılmış bir azab yakalayıp- bastırıverdi." (Kamer Suresi, 37-38) Kuran'da, kavmin helakı şöyle tarif ediliyor: "Derken, tan yerinin ağarma vaktine girdiklerinde onları çığlık yakalayıverdi. Anında (yurtlarının) üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık. Elbette bunda 'derin bir kavrayışa sahip olanlar' için gerçekten ayetler vardır. O (şehir de) gerçekten bir yol üstünde (hâlâ) durmaktadır." (Hicr Suresi, 73-76) "Böylece emrimiz geldiği zaman, üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş, istif edilmiş taşlar yağdırdık; Rabbinin katında 'belli bir biçime sokulmuş, damgalanmış' olarak. Bunlar zalimlerden uzak değildir." (Hud Suresi, 82-83) Bu felaketten Hz. Lut ve sayıları ancak "bir ev halkı" kadar olan iman edenler kurtarıldı. Sapkın kavim ise, yerle bir oldu. Hz. Lut'un karısı da iman etmediği için helak edildi: "Bunun üzerine Biz, karısı dışında onu ve ailesini kurtardık; o (karısı) ise (helake uğrayanlar arasında) geride kalanlardandı. Ve onların üzerine bir (azab) sağanağı yağdırdık. Suçlu-günahkarların uğradıkları sona bir bak işte." (Araf Suresi, 83-84) Lut Gölündeki "Apaçık Ayetler" Allah Lut kavminin helakını Kuran'da şöyle bildirmiştir: "Böylece emrimiz geldiği zaman, üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş, istif edilmiş taşlar yağdırdık" (Hud Suresi, 82) Ayette "üstünü altına çevirmek" ifadesi ile şiddetli bir depremle bölgenin yerle bir olduğunu anlatıyor olması mümkündür. Nitekim Lut Gölü, böyle bir depremin oluştuğuna dair "apaçık deliller" taşımaktadır. Alman arkeolog Werner Keller konu hakkında şöyle diyor: "Bu bölgede kendini göstermiş olan çok büyük bir çökmede patlamalar, yıldırımlar, yangınlar ve doğal gazlarla birlikte korkunç bir deprem olmuş ve Siddim Vadisi ile birlikte Lut kavminin şehirleri de yerin derinliklerine gömülmüşlerdir." ** Göle kayan şehrin kalıntılarından bir kısmı göl kıyısında bulundu. Bu kalıntılar Lut kavminin yaşam düzeyinin oldukça yüksek olduğunu gösteriyordu. Kuran'da "üzerlerine balçıktan pişirilmiş, istif edilmiş taşlar yağdırdık" cümlesinde ise, Lut Gölü kıyısında meydana gelen volkanik bir patlama ve bunun sonucunda püsküren "pişirilmiş kıvamdaki" kaya ve taşlar anlatılıyor olabilir. Werner Keller bu konuda da şöyle diyor: "Depremde, yerkabuğunun çatlayıp çöküşü, kabuğun altında uyuyan volkanlara serbest yol vermiştir. Şeria'nın yukarı vadisinde bugün de sönmüş kraterlere rastlanmakta olup, kireç katmanları üzerinde geniş lav kütleleri ve bazalt katmanları yer almıştır." Lav ve bazalt katmanları, volkanik patlamanın ve depremin olduğunu göstermektedir. Kuran'da, "üzerlerine balçıktan pişirilmiş, istif edilmiş taşlar yağdırdık" ifadesiyle tarif edilen olay da büyük olasılıkla bu volkanik patlamadır. Aynı ayette "... emrimiz geldiği zaman üstünü altına çevirdik" şeklinde ifade edilen olay da Rift Vadisinde tektonik kökenli olan ve volkanların yeryüzüne büyük bir şiddetle çıkmasına sebep olan deprem ile onun getirdiği yarılma ve çöküntüler olmalıdır. Lut Gölünde, güneş ışınları suya uygun bir açıyla yansıyorsa, insan şaşılacak bir görünümle karşılaşır. Suyun içinde yeşil renkte ağaç gövdeleriyle ağaç artıkları görülür. Bunlar da göldeki yoğun tuzun konserve ettiği ağaçlardır. (Harun Yahya, Kavimlerin Helakı) Yapılan araştırmalarda, Lut kavmini yok eden depremin, oldukça uzun yer kabuğu çatlağının (fay hattı) sonucunda oluştuğu anlaşılıyor. Şeria Nehrinin akışı boyunca, 180 metrelik düşüş yapması ve Lut Gölünün deniz seviyesinden 400 metre alçak olması, büyük bir jeolojik olayın meydana geldiğini gösterir. Lut kavminin başına gelenler tüm dünya için bir ibret vesikasıdır. Halen dünyanın pek çok yerinde Lut kavmindekine benzer şekilde ahlaki dejenarasyon yaşanmakta ve geçmiş kavimlerin başına gelen felaketlerden ders almamakta ısrar edilmektedir